Bilgilendirme : Bu konu 4020 gün önce başlatıldı . Konu başlangınç tarihi güncel değilse Konu güncelliğini yitirmiş yada bu konu ile ilgili son cevap yazılmış olabilir. Eğer yazınız doğrudan bu konu ile ilgili değil ise yeni bir konu başlatmanızı tavsiye ederiz....
KOYUNLARIN KÖPEKLERDEN FAZLA OLMASININ NEDENİ..!
Hz.Mevlana seher vakti uykusunu şöyle izah eder:
Sabaha karşı seher vakti bereket vaktidir.
Sabahın nasıl bir bereket vakti olduğunu, sabahta uyanık olanların nasıl bir berekete nail olduklarını Hz.Mevlana verdiği bir cevapta şöyle ifade eder.
Adamın biri sorar ?
Efendim der, koyun nesli hem kasaplık hem de kurbanlık olarak kesildiği halde bir türlü tükenmez, aksine daha da çoğalıp devam eder.
Ama köpek nesli hem de birkaç tane birden
Bu konu 400466 kez görüntülendi 298 yorum aldı ...
Kıssadan Hisse
400466 Reviews
-
- Offline
Uye No : 15638
Allah Rizasi için okuyun!
Maddi durumumuz küçükken çok yoktu,
babam eve biraz baklava almıştı.
O akşam çayla beraber bir güzel yedik.
Ertesi gün yerli malı haftası vardı sınıfta...
Annem de kavanozun içine 1 tane baklava koydu
bir kaba da zeytin peynir falan,
her neyse sınıfa girdim herkesin önünde börekler falan...
Sınıfın en gıcık çocuğu başıma dikildi ve gülmeye başladı..
-O baklavayı fareler için getirdin galiba dedi
Ben o anda utancımdan yerin dibine girdim herkes gülmeye başlamıştı. Ağlayarak okuldan çıktım eve gelip anneme bağırmaya başladım.
-Nasıl bir tane baklava koyarsın sınıftakilerin çantalarında bir sürü yiyecek vardı bende ise bir baklava biraz zeytin yarım ekmek beni rezil ettin dedim. O anda annem kırgın bir şekilde;
-Baklavalardan benim payıma düşen sadece buydu yavrum dedi.
O anda kendimden nefret ettim anneme sarılmaya bile yüzüm kalmamıştı...Biliyorum annem bana kırılmaz ama ben kendime kırıldım böyle bir anneye bunu yaptığım için 10 yaşımdan beri her gece Allahın beni affetmesi için dua ederim...
O zamandan bu zamana ağzıma almadığım tek tatlıdır baklava...
selam ve dua ile..
-
- Offline
Uye No : 15638
YERMÜK HARBİNDE BİZANSLI GENERALİN MÜSLÜMAN OLMASI
Yermük Harbinde (M. 634) (Doğu Roma) Bizans generallerinden meşhur Yorgi harb meydanına gelip Hâlid bin Velîd Hazretleri ile aralarında şöyle konuşma geçti:
Yorgi: “Ey Hâlid! Sizin Peygamberinize gökten bir kılıç indi de o da sana mı verdi ki onunla hangi kavim üzerine hücum etsen onları bozuyorsun?” dedi.
Hazret-i Hâlid: “Hayır” dedi.
Yorgi: “O halde sana niçin ‘Seyfullah (Allah’ın kılıcı) denildi?”
Hazret-i Hâlid: “Allâhü Teâlâ, bizlere Peygamber gönderdi. Ben, onu yalanlayıp onunla harp edenler içinde idim. Sonra bana ilâhî hidayet erişip ona tâbi oldum. Peygamberimiz (sav.) bana: ‘Sen, Allâh’ın müşrikler üzerine sıyırdığı kılıcısın” dedi ve Allâh’ın bana yardım etmesi için duâ etti’ dedi.
Yorgi: “Neye davet ediyorsunuz? Bana söyle.” dedi.
Hazret-i Hâlid: “Ya Müslüman olun, ya cizye verin, yoksa sizinle harp ederiz. Bu üç şeyin birine davet ederiz,” dedi.
Yorgi: “İslâm’ı kabul edenlerin rütbesi nedir?” dedi.
Hazret-i Hâlid: “Onun rütbesiyle bizim rütbemiz birdir?”
Yorgi: “Onun için de sizin gibi ecir ve mükâfat var mıdır?”
Hz. Hâlid: “Evet. Belki o, bizden daha faziletlidir. Zira biz, Peygamberimiz sağ iken ona inanıp tabi olduk. Bize gaybden haber verirdi. Ondan acayib şeyler ve mucizeler gördük. Gördüğümüzü gören ve işittiğimizi işiten kimsenin Müslüman olması lâzım gelir. Siz ise, bizim gibi görmediniz, bizim gibi işitmediniz. Sizden samimiyet ile İslâm dînine giren bizden daha faziletli olur” diye cevap verdi.
Yorgi, Hz. Hâlid’in telkiniyle kelime-i şehâdet getirdi, gusül edip iki rek’at namaz kıldıktan sonra hemen kılıcını çekip Hâlid ile beraber düşman üzerine hamle etti. Böyle meşhur bir generalin harp meydanında müslüman oluvermesi Bizanslılar’ın pek gücüne gitti.
Başkumandan Hz. Hâlid ve General Yorgi, pek şiddetli ve uzun muharebeler ettiler. Gündüzün son vaktinde General Yorgi şehid oldu. Bir gün içinde çok büyük bir dereceye kavuştu. Rahmetullahi aleyh.
selam ve dua ile..
-
- Offline
Uye No : 15638
Edep Haya Namus

Bir zamanlar vâlilik yapan birisinin çok güzel bir bahçesi vardı. Rengârenk çiçeklerle donatılmış, tam bir zevk ve sefâ yeriydi. Bir gün vâli, bu bahçeye geldi. Vâli, bir bahane ile kadının kocası olan bahçıvanı, bir iş için dışarıya gönderdi. Kadına da dedi ki:
-Bahçenin kapılarını kapat. Hiç bir kapı açık kalmasın!
Kadın, akıllı ve namuslu idi. Vâlinin kendisine kötü niyet taşıdığını anladı. Gidip bir ağacın arkasına saklandı ve biraz sonra gelip dedi ki:
-Kapıları kapattım. Yanlız bir tanesi kaldı. Onu kapatmaya gücüm yetmiyor. Ne kadar uğraşsam da kapatamıyorum.
-O, hangi kapıdır?
-Bu kapı, Allahü teâlânın (Basir) sıfatıyla bizi gördüğü kapıdır. Vâli, bu sözü duyunca, pişman olup tövbe etti. Bir daha aklına böyle kötülükler getirmemek için, Allahü teâlânın sevgili kullarından birinin bulunduğu yere gidip, onun sohbetinde yetişti. Allahü teâlânın sevgili kullarından biri oldu.
Basir: Her şeyi gören.
Allah her şeyi, herkesin yaptığını görür. Onun görmesine hiç bir şey engel olamaz. Allah'ın, kalpteki fısıltıları, beyindeki oluşumları, fikirdeki gizliliklei, kalplerdekini, zifiri karanlık bir gecede kapkara bir taşın üzerinde yürüyen simsiyah bir karıncayı ve çıkardığı sesi görür , duyar, bilir. İbadette ihlas, kulun Allah'ı görmemesine rağmen, Allah'ın onu gördüğünü bilmesi ve onu görür gibi ibadet etmesidir.
selam ve dua ile..
-
- Offline
Uye No : 15638
KUL HAKKI VE ÖNEMi
Hz. Enes (r.a.) anlatıyor:
“Rasûlullah (sav.) ile beraber bulunuyorduk. Bir ara azı dişleri görülecek şekilde gülümsedi. Sebebini sorduğumuzda şöyle buyurdular:
“Ümmetimden iki kişi Allâh’ın huzuruna gelirler. Birisi,
-Yâ Rab, benim bunda hakkım var; hakkımı bundan al, bana ver, der. Allah Teâlâ da ötekine,
-Hakkını ver, buyurur. Adam,
-Yâ Rab, bende sevap nâmına bir şey kalmadı, der. Cenâb-ı Hakk,
-Baksana, bu adamın sevabı kalmadı, ne dersin? buyurur. Adamcağız,
- O halde benim günahlarımdan alsın, der. Rasûlullah (sav.) Efendimiz bunu anlatırken gözleri yaşardı ve, “O gün büyük bir gündür. İnsan; günâhının alınmasını ister” dedi. Bunun üzerine Allah Teâlâ hak sahibine,
-Başını kaldır ve cennete bak, buyurur. Adamcağız,
- Yâ Rab, inci ile işlenmiş, gümüşten apartmanlar ve altından köşkler görüyorum. Bunlar hangi peygamber, hangi sıddîk veya hangi şehitler içindir? der. Allah Teâlâ,
-Bunlar, bana ücretini verenler içindir, buyurur. Adamcağız,
-Bunların hakkını kim ödeyebilir? der. Hz. Allah,
-Sen istersen bunlara sahip olabilirsin, buyurur. Adam,
-Nasıl olur, yâ Rab? deyince, Cenâb-ı Hakk,
-Hakkını bu adama bağışlamakla, buyurur. Adam,
-O halde ben bunu affettim, der. Allahü zû’l-Celâl hazretleri de,
-Arkadaşını al, beraberce cennete girin, buyurur.
Sonra Rasûlullah (sav.) Efendimiz,
‘Allah’tan korkun, Allah’tan korkun ve siz de kendi aranızı düzeltin. Bakınız, bizzat Hazret-i Allah mü’minlerin arasını buluyor’ buyurmuşlardır.
_________________
Kalbinde zerre miktar kibir bulunan kimse asla cennete girmeyecektir
Beş vakit namazı cemaatle kılan,Sırat köprüsünü şimşek gibi geçer
Peygamberin sünnetini (önemsemeyip) terk eden kâfir olur!
Kişi mahşerde sevdiğiyle beraberdir!
HZ. MUHAMMED (SAV)
selam ve dua ile..
-
-
- Offline
Uye No : 15638
NİMETLERE ŞÜKÜR
Allâhü Teâlâ, İbrâhim Sûresi’nin 7. âyet-i kerîmesinde (meâlen):
“...Eğer siz (nimetlerime) karşı şükrederseniz, size olan nimetlerimi arttırırım. Ve eğer nankörlük ederseniz şüphe yok ki benim azâbım pek şiddetlidir.” buyurmuştur.
Bu âyet-i kerîme Hak Dîni Kur’ân Dili Tefsîri’nde şöyle îzâh edilmiştir:
“Eğer kavuştuğunuz nimetlerin değerini bilir, Allah’ın dininden, ona itâatten ayrılmazsanız elbette size kat kat nimetler ihsan ederim. Ve eğer küfür ile (Allâh’ın dininden çıkıp) isyanlar ile (nehyettiklerini; yapmayın dediklerini yaparak) nankörlükte bulunursanız, o nimetlerin değerini bilmemiş olursunuz. Verdiğim nimetlere karşı nankörlük edip şükrünü yerine getirmeyenler hakkında azâbım pek şiddetlidir.
Evet.. Bir nimetin kadrini bilip şükretmek, o nimetin artmasına sebep olur. O nimetin kadrini bilmeyip nankörce hareket edenler bilâhare o nimetten de mahrum kalırlar.
İşte Cenâb-ı Hak, bu husustaki vaad ve tehdidini kullarına bildiriyor ki, uyansınlar, hareketlerini tanzim etsinler; itikatlarını, amel ve ahlaklarını düzeltsinler. Böyle bir hareket ise sırf kulların menfaatleri icabıdır. Yoksa Cenâb-ı Hak, kullarının şükretmesine ve ibâdetlerine -hâşâ- muhtaç değildir.”
“EKMEĞE HÜRMET EDİNİZ...”
Peygamber Efendimiz (sav.) hadîs-i şerîflerinde şöyle buyurmuştur:
“Ekmeğe hürmet ediniz. Zîrâ Allâhü Teâlâ onu rızıkların en şereflisi kılmıştır. Kim ekmeğe hürmet ederse Allâhü Teâlâ da ona ikramda bulunur.”
“Ekmeğe hürmet ediniz. Muhakkak o, yerin ve göğün (yağmur ve toprağın) bereketindendir. Sofradan düşen kırıntıyı kim yerse günâhları mağfiret olunur.” (Feyzu’l-Kadîr)
selam ve dua ile..
-
01.Ağustos.2015, 13:39
#7
- Offline
Uye No : 15638
İLİM ÖĞRETMENİN EDEB VE ŞARTLARI
Talebeye ilim öğretmenin bazı edeb ve şartları:
• Hoca çok gayretli ve çok şefkatli olmalı,
• Lüzumlu olan her şeyi öğretmeli,
• Geçmiş âlimlere karşı vefâlı olmalı,
• Zaman zaman latife yapmalı,
• Talebeleri arasında ayrım yapmamalı,
• Talebelere çok değer vermeli,
• Tatbikat yaptırmalı,
• Emir vermekten hoşlanmamalı,
• Ehl-i sünnet akîdesine düşman olanlarla mücadele etmeli,
• Hizmet etmelerini talebelerine şart koşmalı,
• Mâneviyatsız ilmi kâfî görmemeli,
• Canlı kitaplar yetiştirmeli,
• Muvaffakiyeti şahsına mal etmemeli,
• Öğrenemeyene acele etmeden, sabırla öğretmeli,
• Akıllı olmayanı güzel yolla irşâd ve ıslâh etmeli,
• Tekrar tekrar soranı azarlamamalı,
• Talebeyi zararlı ilimden korumalı,
• Faydalı ilmi, Allâhü Teâlâ’nın rızasından başka bir gâye için öğrenmekten onları sakındırmalıdır.
selam ve dua ile..
-
03.Ağustos.2015, 10:49
#8
- Offline
Uye No : 15638
“Allah dostları (mizaçlarına göre) üç sınıftırlar. Her üç sınıf üçer alametle bilinir:
Birinci sınıf (Hak dostları), havf (korku) hâlinde olanlardır. Bunlar:
1. Daima mütevazıdırlar.
2. Hayır, hasenatları ne kadar çok olsa da onu az görürler.
3. En küçük hatalarını bile büyük görürler. (Zira kime karşı günah işlediklerinin farkındadırlar.)
İkinci sınıf (Hak dostları), recâ (ümit) sahibi kimselerdir. Bunlar da:
1. Her hâl ve hareketlerinde insanlara fazilet ve güzellikler sergileyerek örnek olurlar.
2. Mallarını Hak yolunda sarf ederek insanların en cömertlerinden olurlar.
3. Allah’ın kullarına karşı daima hüsn-ü zan içindedirler.
Üçüncü sınıf (Hak dostları) ise aşk ve muhabbet vecdiyle Rabbi’ne ibadet edenler (arifler)dir. Bunlar da:
1. Sevdikleri şeyleri (Allah için) infak ederler.
2. Her hâl ve hareketlerinde Allah rızasını hedeflerler. Bu yüzden cahillerin kınamalarına aldırmaz, onların kaba davranışlarından rahatsız olmazlar.
3. Nefislerine ağır gelen şeyleri nefislerinin muhalefetine rağmen ifaya çalışırlar. Bütün hâl ve hareketlerinde Allah’ın emir ve nehiylerine itaat ederler.” (İbn-i Haceri’l-Askalânî, Münebbihât, s. 94-95)
selam ve dua ile..
Konu Bilgileri
Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar
Şu an 3 kullanıcı var. (0 üye ve 3 konuk)
Bu Konudaki Etiketler
Yetkileriniz
- Konu Acma Yetkiniz Yok
- Cevap Yazma Yetkiniz Yok
- Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
- Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
-
Forum Kuralları